Kayıtlar

Çocuklara oyunlar aracılığıyla ne gibi mesajlar vermeliyiz?

Resim
Oyunun çocukların gelişiminde, birbirleriyle iletişim kurmalarında ve büyükler dünyasına adım atmalarında eşsiz bir etkisinin olduğu genelin malumu, malumun ilanı. Sosyal antropologlardan alınan bu bilgi ana-babalarca, çeşitli kreşlerce, anaokulu öğretmenlerince, oyun abla-abilerince layıkıyla değerlendirilmeye çalışılmakta. Oyunlar aracılığıyla çocuklara mesaj vermek, bir şeyler öğretmek doğrudan karşınıza çekip konuşmaktan çok daha kolay ve eğlenceli. Bunu abartanlar da yok değil, bu kişi ve kurumlar başka bir yazının konusu olabilir. Dün, çocuklarla beş dakikada bir yenisine geçtiğimiz üç bin kadar oyun oynadık: Legolarla kuleler, yap-boz, sihir gösterisi, uzay yolculuğu, yemek setiyle çay-kahve ve lahmacun yapma, dinozoru söküp yeniden takma, afacan korsan, kurbağa kardeş, akıllı kunduz, pj maskeliler ile kötülerin savaşı… Her oyunda ufak tefek mesajlar vardı elbet kimi zaman kendimizi kaybettiğimiz anlar da oldu. Misal tabakları havaya fırlatıp üzerime gelen pizza dilimlerind...

Çocuklar bizi çok kızdırdığında ne yapmalıyız?

Resim
Çocuklar ana-babasını sıklıkla kızdırır yahut tam tersi. Geçen gün yol ortasında bir baba kızına “mont istedin aldım, oyuncak istedin aldım, ayakkabı istedin aldım, istediğin her şeyi yaptım ama ben senden bir şey istediğinde yapmıyorsun” diye söyleniyordu. Kızın da hiç umurunda değildi. Yapmasaydın ne yapayım bakışlarıyla çevresini seyrediyordu. “İşte hayatımız” dedim refikama. Bu şekilde konuşmaktan hiçbir faydası olmadığı için bir süre önce vazgeçmiştik. Biz de o esnada çocuğumuzun olur olmaz başka bir istediğini yerine getirmekle meşguldük. Dün akşam oğlumla yine biraz tartıştık. Sebebi muzdu. Evet, muz. Her şey “evde muz var mı?” sorusuna “var oğlum ama çok soğuk biraz beklemen lazım” cevabını vermemle başladı. Çünkü kendileri muzu hemen istiyordu, dediği an gelmeliydi. Yeni hastalıktan çıkmış olması, bir haftadan fazla istifra edip ishal gitmesi nedeniyle beklemesini söyledim, elbette beklemedi. Kendini yere attı, ağladı. Muzu kaloriferin üstünde ısıtmaktan vazgeçip tost mak...

Çocuklu aileler bir araya geldiğinde neler yaşanır?

Resim
Çocuklu aileler (burada küçük çocuklardan bahsediyorum yani 35 yaşına gelip ailesiyle gezmeye gidenlerden değil) genellikle evlatları birbirleriyle oynasın etsin, kaynaşsın, vakit geçirsin, kendileri de tecrübelerini birbirine aktarsın diye bir araya gelir. Bu girişim çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır. Birbirlerini kırk yılda bir gören çocuklar kavga eder, oyuncaklarını paylaşmaz, sürekli ağlayıp yanınıza gelir. Yaptığı bazı hatalı davranışlar ona verdiğiniz eğitimin de yansıması olduğundan çeşitli savunma mekanizmaları (ama evde hiç böyle değil) devreye girer. Burada arkadaşlarınızla sohbeti kesip hep birlikte vakit geçirebileceğiniz bir oyun bulmak yahut ellerine birer tablet, telefon vermek iki iyi seçenektir. Bu sohbetlerde en riskli grup çocuğu daha küçük olanlardır. Ana-babalık biraz askerlik gibidir, bir günlük kıdem bile önemlidir. Örneğin çocuğu 45 günlük olan taraf çeşitli sorunlardan bahsettiğinde yüze bir gülümseme yayılır ve “sen dur daha bunlar iyi günlerin sen hele ...

Çocuksuz bireylerle nasıl bir iletişim kurulmalı?

Resim
Burada “çocuksuz birey” derken maksadım çocuklular tarafından cendereye alınan kişilerdir. (Yoksa bir insanın çocuk sahibi olmayı isteyip istememesinin beni ilgilendirmediğini söylememe gerek var mı, bilemedim. Etrafta dolanıp “ay ana/baba olmak harika bir şey, herkes bu hissi mutlaka tatmalı” diyen kişilere sakın sakın aldanmayın. Bunlar hep uykusuzluktan oluyor. Bir nevi beynimizin bize oynadığı oyunlar. Çocuk sahibi olmayı çok istese de buna meyli, vakti, sabrı, mecali olmayan kişilerin asla ve asla bunu hayata geçirmemesi gerekiyor. Sonuçta daraldığınızda çocuğu ormana falan bırakamıyorsunuz. Çünkü cezası var. Bunu deneyen az sayıda aile mevcut. Geçen sene Japonya’da bir aile aşırı yaramaz olan çocuklarını ormanda bırakmış ve çocuk bir şekilde hayatta kalmayı başarmıştı.) Çocuksuz bireylerle gerçekleştirilecek ilk “merhaba, neler yapıyorsun?” sohbetlerinde laf ister istemez çocuğunuza gelecek. Burada “iyi işte, büyüyor” deyip dipsiz bir kuyuya dönüşebilecek sohbeti kapatmak elini...

Aileler neden sürekli çocuklarından bahseder?

Resim
Cevabı çok basit ama tabii böyle bir başlık açtığıma göre bunun nedenlerini uzun uzun anlatmam gerekiyor. Her kim “çocuk olduktan sonra hayatımız hiç değişmedi” derse inanın ki bu “evlendikten sonra hayatımız hiç değişmedi” kadar büyük bir palavradır. “Bir imza atmak hayatımızda neyi değiştirecek ki” gibi havalı girişler bir süre sonra yerini Buz Çağı’ndan itibaren insan yaşamının devamlılığını sağlayan şeye bırakır. (Bir süre sonra bu kişileri evde yaptıkları organik mamadan İsevî bir mucize gibi bahsederken görürseniz şaşırmayın.)  Çevremdekilere çocuğum hakkında bahsetmenin onlar için ne kadar sıkıcı bir durum olduğunu fark etmem 3 yılımı aldı. Dolu dolu üç yıl. 1000 günden fazla. Bugün şöyle yaptı, öbür gün şunu dedi... Karşı taraf da nazikçe dinleyip gülümsüyor, daha kibarları soru soruyor falan. Ama çocuğu gelip görüyorlar mı? Hayır. Demek ki pek de düşündüğün kadar ilgilenmiyorlar. Hem, senin çocuğunla neden ilgilensinler değil mi? İlgilenecek olsalar kendileri çocuk yap...

Gerçek bir aile nasıl olunur?

Resim
Çok kibar bir oğlumuz var. Böyle olmasını istemiştik ama bu kadarını da tahmin etmek güçtü. Bisküviyi parmaklarının ucuyla tutup ellerine biraz kırıntı bulaşınca bizden bunu temizlememizi isteyen, ağladığında “gözyaşlarımı peçeteyle siler misin?” ricasında bulunan birinden bahsediyorum. Öksürdüğü zaman “helal”, hapşırdığı zaman “çok yaşa” demeyince uyaran birinden. Bir İngiliz malikanesinin çalışanları gibi sürekli teyakkuz halindeyiz. Konumuz bu değil. Bu sabah kreşe gitmesi için onu uyandırmaya çalışırken öksürmeye başladım, biraz da uykusunu bölmek maksadıyla “ama helal demedin?” diye sorunca “sıkıldım” dedi. “Neden sıkıldın?” diye sordum. “Böyle şeylerden” cevabını verdi. Dün akşam da bezelye yemeğinden ve uyumaktan sıkıldığını söylemişti. Evladımız yavaş yavaş hayata ısınıyor.  Buna cevaben “ neden senin deden ”den sonra “sıkkın can iyidir”i de aile literatürümüze ekleyeceğim günler çok yakında… Hayalimde bunu mutfakta taze fasulyenin yanına pilav yaparken, başımı...

Nasıl bir nesil istiyoruz?

Resim
Aileler çocuklarına en iyi eğitimi verebilmek için kendilerini perişan ediyor. Dünya eğitim sistemi kalite/başarı sıralamasında 101. olan bir ülke için bu çabalar elbette umut verici. Herkes çocuğunun çok zeki olduğu hususunda hemfikir. Bebeklik evresinde bunun kanıtı olarak gösterilen emarelerin (tablet ve telefon kullanımı) bir ömür devam edeceği konusunda gizli bir sözleşme var gibi. Oğlumuza kreş ararken gittiğimiz bir anaokulu görevlisi biz kreş dedikçe lafımızı düzeltmişti. “Hayır, efendim burası kreş değil bağlı bulunduğumuz kolejin 3 yaş sınıfı. Çocuklar kolej öğretmenleri tarafından belirlenen bir müfredat doğrultusunda eğitim görecek. 4. yaş, 5. yaş eğitimlerinden sonra kolejin anaokuluna başlayacak.” Kulağa ilk geldiğinde insanı heyecanlandıran bu fikir daha ilkokula başlamadan önce yapılacak ödemeyi hesap ettiğimizde yerini başka bir hisse bırakıyor. Oğlumuzu, “buradan çıkınca ODTÜ’yü kazanamaz, NASA’da işe başlamaz ama burada çok mutlu olur” diyen öğretmene kanıp başk...